mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 15, 2014

Biz, siz, kimler

Uyandık.
İnsanların ve hayvanların öldürüldüğü dünyada yeni bir gün geçirmek üzere uyandık. 
Gülümsedik her şey yolundaymış gibi.
Başkaları adına utandık. Ayrılıkların hepsi için utandık.
Güzel müzikler dinleyip güzel insanlar olmaya çalıştık. 
Biz çalışırken birileri yine para için güç için diğer birini öldürdü. 
Tam da şarkıya eşlik ederken. 
Dişlerimizin arasından çıkan nefes karşımızdakinin yüzüne çarparken ve biz bundan zevk alırken
Bir nefret dolu el bir yumuşak yanağa çarptı. 
Uzak bir yerde.
Görmedik.
Görmedik ama belki şu duvarın ardında
Kötü insanların gözleri başka gözlere bakarak -sadece bakarak-
Mutsuzlukla doldurdu bir vücudu. 
Biz burada öpüşüp gülüşürken bir adam hiç tanımadığı başka bir adamın elinden tuttu belki.
Mutlu oldular.
Bizim gibi.

Şubat 11, 2014

Bütün mesele mutlu ya da kızgın olmak

Bütün mesele mutlu olmak ya da kızgın olmak. bu ikisi içimdeki potansiyelin dışa vurumu için ideal iki duygu durumu. mutluyken ve kızgınken içimde her şeyi başarabilecek bir güç doğar. bu yüzden de beni mutsuz eden ya da kızdırmadan sinir eden şeylerden kaçınmak biricik istediğim ve çabam. içimde kontrolü sağlayan o gücü hissetmeyi severim.

mutluyken ve kızgınken düşünmeye dalıp etrafımda olanları fark etmeden yaşayabilirim - yaşayabiliyorum. öyle hissetmeyi seviyorum. metrodan çıkıp eve yürürken yolun ortasında nerede olduğumu fark ettiğim anı severim. birlikte mutlu olduğum biriyleyken hızlı geçen zamanı ve işe gitmeme birkaç saat kaldığını fark ettiğim anı severim. böyle zamanlarda gayret ettiğim şeyleri yapabildiğimi görüyorum. kitap okurken beni kızdıracak bir cümle okuduğum zaman kafamdan geçen hızlı düşünceler beni iyi hissettirir. saniyede onlarca şey düşünme kabiliyeti gelir ve kapasitemi görüp sevinirim. mutluyken içimde sonsuz enerji varmış gibi hissederim. içimden gelen her şeyi yapmaya yetecek enerji. bu enerjiye bayılırım. 

bunu sağlamak için çaba sarf etmeden içimden gelenleri engellere rağmen çaba sarf ederek hayatıma uygularım. çevremde dönen uyarıların veya diğer türlü lafların cesaretimi kırmaması için çaba harcarım. cesaretimin kırıldığını fark ettiğim zamanlar en mutsuz olduğum zamanlardır. saplanıp kaldığım kurtulamadığım öz eleştiriler beni durdurduğu zaman mutsuz olurum. 

sonra kızarım kendime. bu kadar acayip bir dünyada ben uymazsam kurallara dünya patlarmış gibi davrandığım için kızarım kendime. sonra kızgınlığımın verdiği enerjinin keyfini sürerim çünkü o zaman başa döner her şey ve kızgınlığımdan aldığım güçle hayatımın kontrolünü tekrar ele alırım. 

iyi hissetmek kolay değil.

Şubat 04, 2014

Bu kadar rezillikler içinde günlük yaşantısını devam ettirmeye çalışan çok acılı bir toplumuz. Günlük muhabbetlerimizi, gülüşmelerimizi sürdürürken bir yandan okuduğumuz, duyduğumuz olaylar-haberlerin vahşet seviyesini algılayamıyoruz sanki. Öyle böyle değil olanlar.

Ali İsmail Korkmaz, 19 yaşındayken polis tarafından protesto hakkını kullanırken dövülerek öldürüldü. Aylar geçti. Bugün davasında şu konuşmalar geçti:

avukat: görüntülerin sizin elimizdeyken silindiğine ilişkin rapor var. 
sanık: ben silmedim.
avukat: kameranızın çalışmadığını söylediniz. peki çalışmayan kameranın görüntülerini nasıl yedekleyip mahkemeye sundunuz?
sanık: susma hakkımı kullanıyorum."


Kanımız dondu okudukça. Haberleri en doğru takip edebileceğimiz kaynakları belledik ve takip ettik davayı. Konuşulan her şey inanılmaz. Yorum yapmak da zor, karşılık vermek de. Okudukça kafamda sabit dönüp duran cümle şu: "Nasıl bu kadar kötü oldunuz?" Aklım almıyor. Empati kuramıyorum. Ne düşünmüş, ne hissetmiş olabilir bu katil polis? Onu koruyan, yönlendiren, hak veren ne hissediyor olabilir? Var mı hisleri? Gece yatınca neler geçer kafalarından? Akıllarına gelir mi bu işten sıyrıldıklarında bir gün bir kuytuda yakalanıp kafaların karınlarına vurularak öldürülme ihtimalleri gencecik çocuğa yaptıkları gibi? Yoksa bilirler mi onlar gibi vahşileşmek için çok korkunç bir kalp gerektiğini?

Aklım almıyor. Düşünüp düşünüp anlayamıyorum.

Oturuyoruz evde. Çayımızı içip havadan sudan konuşuyoruz. Yatmadan biraz internette gezineyim diyorum bu kez de bir başka haber takılıyor gözüme. Başlığı şu: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kan donduran bir öneriye imza attı: "Tecavüzcüsüyle evlenmişse çocuk istismarı davalarını düşürelim."

Nasıl ya?

Beyniniz nerde ki böyle şeyler düşünebildiniz? Siklerinizi yoksayıp düşünmeyi hiç mi denemezsiniz? Onlar ve ben ve iyi insanlar nasıl oluyor da aynı dünyada/ülkede/şehirde/binada yaşıyor olabiliriz? Bir kısım insan bunca sevgi doluyken siz nasıl böyle oldunuz?

Hiç göremiyor musunuz, iyi insan olursanız mutlu da olursunuz? Bunun güç ya da parayla ilgisi yok.

Mutluluk değil belki de istediğiniz. Sizi anlayamadığımı başta da söylemiştim.

Bildiğim tek şey vahşet, nefret sizi bitirecek.