Mart 27, 2015

İçimizde kalanlar

Üzüntü nasıl da fiziksel bir şey. Uzansan tutulacak gibi. Neredeyse görülüyor göğsün içinde. Kalbin bir oyunu olsa gerek. Orada duruyor. Bir şeylerin eksiği ya da fazlası olabilir sebebi. Sevginin fazlalığı mı yoksa sevilenin yokluğu mu? Çok karışık.

Sistem bir kez daha üzdü. İlişkilenişler. Nefret gibi bir şey hissediyorum ilişkilenişlere. Tatlı tatlı sevişlerin önündeki engellerden nasıl nefret etmez insan? Sevişme gibi neresinden baksan güzel bir eylemin önündeki engeller kadar sevmediğim bir şey yok.

Sevişlerini, kendini sevdirişini, fikirlerini anlatışını, gözlerindeki enerjiyi çok özleyeceğim insanlar var. Sesindeki olgunluğu, gülüşündeki çocukluğu, kararsızlıklarını, kararlılığını, nezaketini de çok özleyeceğim onların. Dokunuşunu, bakışlarını, dudaklarını, sırtını, boynunu da çok özleyeceğim.

Tanıdığım en güzel insanların hayatımdan çıkmasını izlemekten başka elimden bir şey gelmemesinin üzüntüsü. Keşke hayatını daha güzelleştirebilseydim, yüzünü güldürebilseydim dediğim insanların yok oluşu. Keşke beraber uzanıp film izleyebilseydik. Sarhoş olunca aynı eve gidebilseydik. Arkadaşlarımızla otururken bir anlık göz göze gelip gülümseyebilseydik birbirimize. Sarılıp boş boş birbirimize bakabilseydik. Aynı battaniyenin altında kitap okuyabilseydik. Kavgalar edip öpüşerek barışabilseydik. Çırılçıplak uyuyabilseydik seviştikten sonra.

Ya da en azından, bi şekilde hayatımda olabilseydiler.

Bu aralar duygusalım, evet. Hem de çok kızgınım bu sisteme. Yalnızlaştıran bu sistem, sevgilerimizi doyasıya yaşamamıza engel oluşunun tadını çıkarıyor. Öylece izliyoruz biz de. Aferin bize.

Mart 21, 2015

Kadın olmaya bayıldığım kadar yoruldum da

Bazıları diyor içinden ya da dışından, hissedebiliyorum; "sabah feminizm, akşam feminizm, yeter be!" O bazılarına sabah akşam (yani hep) kadın olduğumu hatırlatmak isterim. Sabah akşam kadın olmanın ne zor, ne yorucu bir şey olduğunun farkında olmak lazım dostlar. Feminizmi eleştirirken, aşırı bulurken kadınların evde, okulda, sokakta ve bilgisayar başında hep kadın olduğunu ve feminizmin mücadele ettiği erkeklik sorunundan 7/24 muzdarip olduğunu unutmayalım.

Gücünü penisinden alan arkadaşım, yoruyorsun beni. Bulunduğun her yerde sallaya sallaya gezdiğin penis yoruyor beni. O nezaketin ve bana özgürlük sunuşun yok mu? Hele bir de o fırsat kollayıcı feminizm övüşlerin.

Tam mutlu olduğum anda aklıma düşündüğün kurtlar var ya, çürük yerlerinden düşüyor aklıma. Senin çürük yerlerin mutluluğumdan alıkoyuyor beni.

Senin kurtların gece gündüz damladığı için aklıma, sabah akşam feminizm düşmüyor ağzımdan.

Mart 20, 2015

Tango Sevgisi


Tango yapar tango eder tango severiz. 
Çok güzel tango yapamayız ama yine severiz.
Şarap içer, su içer yine tango yaparız.
Kıvır saçlar, düz saçlar birleşir tango yaparız.

Tangoyu yapamasak da severiz,
Bir de kuir olunca daha bir başka severiz.

Kız kıza tango mu olur diyenleri de sahneye bekleriz.

Poz vericiler: Bendeniz (Gizem) ve Damla
Fotoğraf çekici: Feyza Özkefe
Giyim-kuşam ve mekan: Talaria Dance Shoes

















Mart 12, 2015

Tangonun en uç halleri mi bunlar?

Dünyanın en güzel hislerinden biri olabilir tango yaparken hissettiklerim. Peki, şu aşağıdaki türlü tango yapanlar nasıl bir nirvana hissediyor? 

İ-NA-NIL-MAZ


İnsan Kendini Nasıl Sever? 2

Bugün, sistemin yarattığı korkunçlukların bir sebebini protesto ettik. Toplandı birbirini tanımayan bir sürü insan. Yine sistemin attığı gazdı belki bizi gaza getiren. Bilmiyorum. Şu an öyle bir şeyden söz etmeyeceğim.

Konu bir kez daha kendini sevmek. Bundan daha önce de bahsetmiştim. Nasıl sever kendini insan diye. Bundan günlük yaşamımda hep bahsediyorum.

Neyse... Bugünkü eylemin sonrasında arkadaşlarımla bir yere oturduk. Muhabbet ettik, içtik, derdimizi neşemizi konuştuk. Yine konuştukça daha çok sevdik dördümüz de birbirimizi. Çünkü konuştukça sever insanlar birbirini.

Peki insan kendini nasıl sever?

Bütün akşam aklıma bile gelmedi bu. O sırada yanımda olan arkadaşlarımı nasıl sevdiğimi düşündüm hep. Derken, az önce eve geldim. Eve gelirken bi tuhaf hissettim. Çünkü iki farklı insan benim mutlu olmamı istiyordu. Aslına bakarsan olduğum gibi olup, mutlu olmamı istiyorlardı. Ama onları mutsuz etmeden. Buna da neyse, çünkü ikisi de ayrı güzel insanlar. Sadece art arda olması hem ilginç, hem çok güzel.

Sonra eve geldim. Üzerimi değiştirirken gardıroptaki aynada görüntümle göz göze geldim. Üstüne bir de ben dedim; "mutlu ol" diye. Mutlu olmak istiyorum. İnsanların mutlu olmasını istediğim gibi kendimin de mutlu olmasını istedim. Mutlu olmayı salık verdim kendime. İnsanlar aslında çok güzel. Ben onları sevdiğim gibi, o kadar çok sevebilirim kendimi.

Bir ebeveynin çocuğunu sevmesi gibi sevdim kendimin aynadaki görüntüsünü. Nasıl da büyüdüm kendi ellerimde. Nasıl güzel düşüncelerim oldu. Nasıl çok istedim herkesin mutluluğunu. Bu sayede ne güzel bir insan oldum ben. Belki bir kısmı dış etkenlerle ama bunu ben de yaptım. Bunu görmezden gelmek istemedi kendimin aynada bana bakışları. "Aferin sana" dedim kendi kendime. "Sakın bozma bunu." Bütün gün, bütün akşam, hatta yıllardır protesto ettiğim, üzüldüğüm, kızdığım şeyler değiştirmesin bu kendime bakışımı. Baktığımda gördüğüm güzellik bir şımarıklık değil. Kendini sevmenin güzelliğini bir kez daha hissettim.

Kendimi sevmeliyim, herkes sevmeli. Kendini sevecek kadar kendi doğru bildiği, istediği yolda yürümeli gibi geldi. Kendimi sevdim, zor geleceğinden korktuğum için hislerimi bastırmadığım için. Bir yerde dert olursa diye içime atmadığım için. Çenem titrediğinde ağladığım ve çenemi tutamadığımda fikrimi söylediğim için. Küçük bedenime bu kadar fazla sevgi sığdırabildiğim için sebep olduğu zorluklara rağmen.

Gözlerimde gördüm bunun bir şımarıklık değil içten gelen, evlada karşı sevgiye benzer bir şey olduğunu. Aferin sana, diye düşünürken gördüm. Adım adım, milim milim tırmalayarak kabuğunu nasıl özgür bir kadın oldun elinden geldiğince diye düşünmenin sevincini gördüm gözlerimde. Daha gidecek çok yolum olmasının heyecanını fark ederken sevdim kendimi. O yolu gidecek gücü veren dürtünün o sevgi olduğunu gördüm gözlerimde.

İnsan kendini nasıl sever bilemem belki de, ben kendimi böyle sevdim bu gece.

Bundan 3 yıl önce bu konuda düşündüklerim de bazen sevdirir bana kendimi: http://selambengizo.blogspot.com.tr/2011/03/insan-kendini-nasl-sever.html

Mart 08, 2015

Yüz yıl sonra çıkacak kitabımdan spoiler

"İkiye bölünmüş de biri kızgın biri neşeli iki insanmışım gibi hissetmeye alışkınım. Bu memlekette nelere alışmıyor insan!

Daha doğrusu içimdeki neşeyi dışarı yansıtmamam için var olan koruyucu camdan görüyorum dünyayı ve bunun çelişkisi içindeyim sanki. Camın ötesine geçince eleştirdiğim her şeyin içinde korumasız kalacak ve muhtemelen zamanla eleştirdiğim şeylerin farkına bile varamayacağım. Camın içinde kaldıkça da bölünmekten başka çarem yok." 

Bazen tanımadığın biriyle dans etmek istersin

Bu ara çok müzikli içerik oldu ama son günlerde hayata bakışımı anlatan bu şarkıyı dinlemediyseniz dinleyin istiyorum.


Beautiful tango, take me by the hand
Beautiful tango, until you make me dance
How sweet it can be, if you make me dance
How long will it last, baby if we dance?

Come to the, come to the world
Come to the, come to the world
And baby let me show you things
'Cos time is running and we can't lose, baby come and dance we gonna make it through
'Cos we've got time
Yes we've got time

Beautiful stranger, don't want to know your name
Beautiful stranger, just want to take your hand
How sweet it can be, if you make me dance
How long will it last, baby if we dance?

Come to the place where the skin speaks
Secret words in Spanish
Where the night turns out the lights of day
For us to show some courage

So don't go, if you wanna know
Don't go, if you don't know
Don't go, if you wanna know
Don't go, don't go, don't go

Beautiful stranger, take me by the hand
Make me dance all night
I wanna take the chance
'Cos I love the way you move
And the way you
Put your hands on my hips
Are moving while you take it slow
Makes me feel like I'm on a river flow
'Cos we've got time
And yes we've got time

Beautiful stranger, I wanna lose my mind
Beautiful stranger, in the danger of your arms
Beautiful stranger, oh oh oh oh

I remember, I remember, I remember... your

Sweet music, sweet sweet music, sweet music rising... [x2]

Mart 06, 2015

Mesleğime kapı açan adam: İnternet Mahir

Beni tanıyanlar ya da internet üzerinden bir süredir takipleştiklerim iyi bilir ki ne iş yapacağıma karar vermem epey uzun zaman aldı. 

Bulaştığım her sektörden ve her işten kısa sürede soğuyordum. Eğitimim hala devam ediyordu ama herkesin "çok iyi yaaa" dediği sevgili üniversitemden diploma alınca o diplomayla nereye gidip ne yapacağım hakkında bi fikrim yoktu. 

Yazı yazmaya bayılıyor ama o işten para kazanmanın imkansız olduğunu düşünüyordum. Tabi ki fakir olmak için okumamıştım. Diplomamla zengin olmak ya da en azında harcadığım zamanın karşılığını almak istiyordum. Memlekette herkesin iş derdi vardı ve uzatmalı eğitimim artık sona yaklaşıyordu. Bari reklam yazarı olayım dedim çok da fazla ilgim olmamasına rağmen. Ne bileyim diplomam işe yarardı herhalde. 

Diploma da diploma. Onu alınca hayat cennet olacaktı. Peki hangi sektördeydi bu cennet?

Anladım ki öyle bi cennet yokmuş. Para kazanmak için istemediğim şeyleri de yapmak zorundaymışım. Öğrenciyken uzun süre yaptığım çeviri işleri asıl istediğim değildi ama yazıyla ilgili diye seviyordum. 

Edebiyatı seviyordum ama kitap okuyorum ve seviyorum diye kimse para vermezdi. Close reading diye bi teknik öğrenmiştim okulda. Hiçkimse bir metne yakın okuma yapıyorum diye para vermiyordu. 

Derken içerik işleri baş gösterdi. Fena iş değildi. Hoşuma gidiyordu. Çok hoşuma giden siteler vardı. Neden olmasındı? Onları yazan insanlardan biri de ben olabilirdim. Belki zengin ya da işine aşık olmazdım ama en hoşuma gidecek işi bulmuştum.

Çok çok uzun olmasa da zaman geçti. Kendimi geçindirecek parayı kazanmaya başladım. Mutlu sayılırdım bu işte. Derken dün İnternet Mahir diye bir adamdan haberdar oldum. 

1999 yılında ben daha bebeyken adam kişisel site açmıştı. Ne sosyal medya var ne online mecralar yaygın tabi o zamanlar. Adam çılgın kalbini ikissyou.com diye bir web sitesi üzerinden dünyaya açıyordu.

Ben o zaman 10 yaşımdayım. Evde barbi bebeklerimle oynuyor, limon ağacının yapraklarından para yapıp bankacılık oynuyor, mahalledeki benden küçük çocuğu büyücü olduğum yalanıyla kandırıyorum o sırada.

İnternet Mahir ise zaten 2 milyon bile olmayan internet kullanıcısının yarısından fazlasına sayfasını görüntületmeyi başarmış. Düşünün internet reklamcılığı, sosyal medya yöneticisi gibi mesleklerin henüz adının bile geçmediği bir zamandan bahsediyoruz. Dünyaca ünlü olmuş. İlerde okuyup iş güç sahibi olalım diye (tamam, niyeti o değil belki ama olsun) web sitesine deli deli içerikler girmiş. Şu an uzaktan aşık olduğumuz dünyaca ünlü kişileri hayran bırakmış kendine. 

İnternet Mahir bu sektörün kilometre taşlarının miladı olmayı başarmış.

Teşekkürler İnternet Mahir, olmasaydın olmazdık...

Mart 05, 2015

Ya Yasemin Mori'cim ne güzel bir kafa bu!

Daha Göksel'in şokunu atlatamamışken karşıma Yasemin Mori'nin yeni albüm haberi geldi. Eyvah, dedim. Geliyor dertler yine. Taktım kulakları ve ardından gelen bir neşe. 

Kadın iyice coşmuş. Bayılıyorum bu kadının deli deli işleyen kafasına. Martı Jonathan'ı da unutmadığı şarkısında resmen geleceğe umut dolu gözlerle bakmamızı sağlıyor.

Rengarenk zaten iç açan bir klip, sözler kural yıkmalı, alışılmışın kenarından yuvarlanmalı. Bulutların üstünde yazılmış bir şarkı. Bolca da deneysel çalışma yapılmış.

SENİ SEVİYORUM YASEMİİİİİN!


Mart 04, 2015

Göksel yine albüm yapmış. Mecbur duygular fora!

Sevgili Göksel hanfendi ne dese böyle bi insanın duyguları coşuveriyor. En azından bende böyle bir etkisi var. Hormonlar ne yana koşacağını şaşırıyor. Seks, dans ve ağlama isteklerini aynı anda uyandırıyor. Önceki albümleri de böyleydi. Gittikçe dozu artırıyor. Her hecede böyle hüngür hüngür ağlayarak dans edercesine sevişesi geliyor insanın.

Yapalım bunu!

Şubat 28, 2015

Yaşar Kemal Vefat Etti


Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Yaşar Kemal vefat etti.

Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazar olan Yaşar Kemal, solunum güçlüğü ve kalp ritim bozukluğu nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. İlk romanı olan İnce Memed yaklaşık 40 dile çevrilmiş. Edebiyatın yanı sıra siyasi görüşleriyle de bilinen yazar,

"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

diye bir laf da etmiş zamanında. Güle güle gitsin...

Şubat 21, 2015

Tacizin, tecavüzün sosyal çevresi yok!

Bundan ortalama 4 yıl önce beni taciz etmiş bir şahsın (erkek) bu gece bana Facebook üzerinden yazdığı özür mesajı:


Güya özür dilediği olaya gelecek olursak, ben kız ve kız arkadaşım o zamanlar uzun zamandır tanıdığım bu şahsın kız arkadaşının evine gitmiştik. Onun sevgilisi o zamanlar Amerika'daydı ama evi o akşam bulunduğumuz yere yakın olduğu için oraya gitmiştik.

Derken, benim sevgilim içerideki odaya geçip uyuyor. Ben de onun yanında uyumaya çalışıyorum. Yanımızdaki yatakta ise o zamanlar uzun zamandır arkadaşım olan başka bir erkek şahıs yatıyor. Oradan bitmek bilmez bir şekilde beni taciz ediyor. Yanına yatmaya çağırıyor iyi niyetliymişcesine. Bense sevgilim rahatsız olmasın diye anlamazlıktan gelip uyumaya çalıştığımı söylüyorum. Sonra kalkıp salona geçiyorum. Sonra bakıyorum olduğu yerde uyumuş. 

Salonda yukarıdaki mesajı atan kişi var. Onunla içeride bir şey olmamış gibi muhabbet ediyoruz. Tam beni taciz eden kişi uyusun, ben içeri geçince uyanmasın diye bekliyorum. Derken, tacizden kaçıp yanına gittiğim arkadaşım alenen kalkan penisini bana dayıyor. Ben ne yapacağını bilmez halde yine fark etmemiş gibi yapıp sevgilimin yanına uyumaya gidiyorum. Sabah da bir şey yokmuş gibi evden çıkıp gidiyorum.

Kısa bir süre bir şey olmamış gibi davranıyorum. Sonra bu şahıslar çok masummuş gibi muhabbeti sürdürünce sen bana böyle böyle yaptın, daha da görüşmek istemiyorum seninle diyorum. 

Zaman geçiyor, bu şahıs askere giderken pişmanlığını dile getirip görüşmek istediğini söylüyor. Görüşmeyeceğimi söylüyorum. Askerden dönünce buluşma isteği devam ediyor. Ta ki bir kaç hafta önce bir zamanlar çalıştığım bara girmek isteyip damsız (!) alınmadığında bana pişkin pişkin 'beni buraya almadılar, aldırsana içeri' mesajı atana kadar ve ben cevap vermeyene kadar ortada sorun yokmuş gibi davranması devam ediyor. 

Ve Özgecan öldürülüyor, ülke çalkalanıyor. Bu herifin benden özür dileyeceği tutuyor. Başkalarının aksine unutamama hastalığı olduğunu söylüyor. Saçma sapan bir tavırla özür diliyor üstelik. Vicdanını rahatlatıyor kendince. Muhtemelen orda burda eşitlikçi fikirler savuruyor. Kadınları öldüren canileri kötülüyor. Hatta kim bilir yürüyüşlere katılıyor. Sloganlar atıp kadınları destekliyor (!).

Bu olay bana kalırsa bugünlerde yaşadığımız her şeyi özetliyor. Belki yüzde yüzü değil ama erkeklerin büyük bir kısmının bu olaylar karşısındaki tutumun içtenliğini, ahkam kesişlerinin altında yatan durumu yansıtıyor. 

ITU'de okumuş, yüksek lisans yapmış, iyi maaşla çalışan, şahane sosyal çevresi olan bir insan bu. Demem o ki; olayları çevreyle, devletle, aileyle, azgınlıkla bir arada değerlendirenler bir otursun, düşünsün. Azıcık düşünmek bile yeter.

Şubat 18, 2015

Errrrkek adamlara bir sorum olacak

Kapitalizme, düzene, düzensizliğe karşı işçi sınıfının ağzında küfrü çiçek görenlere,

Eve istediği saatte gelip, evi istediği saatte terk eden babalarımıza,

Namusuna laf ettirmeyelim diye ilk aşklarımızı yaşamak için çok şeyi göze aldığımız aile erkeklerine,

Üç yaşındaki kız çocuklarına bardak taşıtıp büyüyüp gelin olunca kocasına nasıl hizmet edeceğini öğretenlere,

Erkek çocuklarının hovardalık, çapkınlık yapacağının gururunu yaşayan konu komşuya, uzak akrabaya,

"Gücünüz kıza mı yetiyor lan" diyerek sınıf arkadaşını korumaya (!) çalışan liseli gence,

Ama öyle demek istemeyenlere,

Biz de böyle alıştık, kurtulmak öyle kolay değil ama diyenlere,

Toplumumuz bunu kaldırmazcılara,

Erkeksen kadın sik, kadınsan kimseyi sevme diyenlere,

Ana satan ama koyanlara,

Bize değil dışarıya güvenmeyenlere,

O saatte orada ne işim olduğunu soranlara,

Kendisine verip vermeyeceğimin peşinde olanlara,

Vermeyeceksem zorla alanlara,

Yolda yürürken elleyenlere, laf atanlara,

Eve kadar takip edip beni nasıl sikmek istediğini anlatanlara,

Edepli oturup edepli konuşmamı söyleyenlere,

Dindarı dinsizi eleştirmeye doyamayanlara,

Maskülen kadını da kokoş kadını aşağılamak için bahane bulanlara,

Evlenmeden sevgilimizi anlatamadığımız babalara,

Sevişmeyi gizli kapaklı tut diyene,

Kavgaya sevgi gösterisinden çok saygı duyana,

Pedimizi bile göstermeden taşımamızı isteyenlere,

Saçımızı kestirince depresyonda/uzatınca kezban olduğumuz çıkarımında bulunan beyinlere,

Televizyon kumandasının egemenliğinden bile vazgeçemeyen babalara, erkek kardeşlere,

Korumak için (!) sevgilisinin, karısının, arkadaşının etek giymesine izin vermeyenlere,

Kadına şiddet göstermemek için kendi anasını, bacısını hatırlamak zorunda hissedenlere,

Başörtülüyü gizemli, mini etekliyi yollu gören adamlara,

Kadınların sokakta sigara içmesini ayıplayanlara,

Ördekten köpeğe her türlü hayvan üzerinde kendine hak görenlere,

Kadınlara çiçek diyen dallamalara,

Masumlaştırmaya, cinselliğimizden uzaklaştırmaya doyamayanlara,

Erkeğe zevk, keyif ve rahatlık sunmak dışında bir şey yapmamızı istemeyenlere,

Otobüste ihtiyaç sahibi olmayan kadına yer verene,

Kadın kadına aşklara fantezi gözüyle bakan nasıl seviştiğini sormayı kendinde hak görenlere,

Daha ilkokulda erkeklere etek açma şakası (!), kızlara en kapalı nasıl oturulur diye öğretenlere,

Nezaketinden (!) kadına bayan diyenlere,

Belki verirsin diye işe alan patronlara,

Kadınsın diye az maaşa layık gören patronlara,

Erkeklik coşkusuna kapılıp derste ağzına geleni konuşanlara,

Yanında kadın var diye nezaketinden ama koymayanlara,

Kadınlara atadığı özellikleri aynı zamanda hakaret olarak kullananlara,

Parayla seks yaptığı için orospuyu toplumdan atan, öldüren, taciz/tecavüz edenlere,

Karı dırdırı diye espri (!) yapan, kadın şöforü yolda rahat bırakmayanlara,

Kapitalizme ana avrat (!) girenlere,

Sikini mutfağa, temizliğe yakıştıramayanlara

birkaç sorum olacak: şimdi mi aklınıza geldi kadınların özgürlüğü? Bugünü mü beklediniz sorgulamak için? Yaptığınız onca şeyi ne çabuk unuttunuz da kadınlara destek (!) olmak için kadınların yanında yürüyüşlere geliyorsunuz? Bugüne kadar tedirgin ettiğiniz, sözünü kestiğiniz kadınların özgürlüğünü düşünmeniz için değişen nasıl bir şey oldu?  Her gün ölen kadınları görmezden geldiğiniz gibi şimdi neden susup size vermeyen o kaşar kızı taciz etmeye devam etmiyorsunuz?

Ha, çok pişmansanız (!), utanıyorum diyorsanız bir derin nefes alın. Önce bir şuurunuz yerine gelsin. Galeyane gelmeyin hemen bir millliyetçi adamla aynı kefeye konmamak, AKP'ye bok atmak, ne kadar modern ve açık görüşlü olduğunuzu sergilemek için. Gidin önce bir okuyun, sorun, öğrenin nedir feminizm. Şimdiye dek "çok sert bu feministler de" dediğiniz kadınlar kadar (!) kızmadan o katile, gidin bi kendinizi sorgulayın. Nasıl bir payınız var bu işte fark edin.

Şubat 10, 2015

Bir Pedro Almodóvar şahanesi: Konuş Onunla

Sevgili okuyanlar, aşağıda gördüğünüz bir şiir değil. Kim bilir hangi tarihte Pedro Almodóvar'ın Konuş Onunla (Talk To Her) filmini izlerken aldığım notlar. Tekrar izleyip notları yerine yerleştireceğim. Yine de bu hali hoşuma gitti. Sizin de gider belki?

Acı çeken beyaz giysili kadınlar,
Özgürleşiyor ve
Siyah giyinmiş adamı korkutuyor.

Vücutlarını seven kadınlar
Alıştığımız cinsiyet rollerine aykırı yaşayan kadınlar

Yılan kadını rahatsız ediyor ve korkutuyor. 
(Fallik sembol)
Kadın yılanı bir sopayla öldürüyor.
(Başka bir fallik sembol)
Sonra da bir poşete koyuyor.
(poşet vajina için kullanılmış bir metafor)

Şubat 03, 2015

ölü bir beden

Uzanıyor yerde boylu boyunca
boyu 185 falan
hava ne soğuk ne sıcak
üstüne örttükleri gazetenin kenarları pırpır ediyor
uçup gitmiyorlar, adam gibi hareketsiz
adamın saçları gibi uçuşuyorlar oldukları yerde