Bacaklarımızı severiz. Bir çok işimizi kolaylamamızı sağlarlar. Ankara'da da sık sık kullandım bacaklarımı. Kar üzerinde kullanmak pek kolay olmadıysa da baya iş gördüler. Müzikli iç mekanlarda dans etmem için kullandırdılar kendilerini. Bazı zamanlar topuklu ayakkabının üzerinde dikilmelerine sebep oldum ama düz ayakkabıya göre azcık daha fazla yorulmak dışında bir sıkıntımız olmadı kendileriyle.

Dans edip bacaklarının üzerinde zıplaşan insanları izlerken yanımdaki arkadaşımla dayanamayıp biz de attık kendimizi piste. Bissürü güzel bacak vardı etrafta. Çalan müzik sayesinde yorgunluklarının farkında değillerdi. Eğilip bükülüyor, kıvrılıyor, keyiflerine bakıyorlardı. Yine de ara sıra dinlenmeye ihtiyaç duyuyorlardı - neyse ki. Böyle bir zamanda kendi bacaklarımın yanında üzerine kot geçirilmiş iki bacak gördüm. O ne güzellikti öyle! Kalbim pırpır etti, içimden bir elektrik akımı her yerimi gezdi.
Bacakların sahibiyle konuşmaya başladık. Bacaklarını sevdiğimi söyledim. Daha önce de aynı bacakları görmüştüm, muhtemelen yine bakıp iç geçirmiştim. O zaman zıt yönlere doğru yürüyorduk, şimdiyse peş peşe aynı yöne yürüyor bacaklarımız. Farklı bir şehirde, aynı bacaklar! Daha heyecanlı ne olur insanın hayatında?
Çok geçmeden o bacaklara dokunmuş ve samimiyeti arttırmış olmanın da keyfi içindeydim. Dudakları da elleri de bacakları kadar heyecan vericiydi. O zamandan beri içimde büyük yer kapladığından yazmadan edemedim bu bacakları.

