sevmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 01, 2014

Benim de önyargılarım var!


2014 yılının Ramazan ayı Onur Haftası'nın bitişiyle kesişe kesişe geldi çattı. Ben Onur Haftası'nı da Ramazan'ı da teğet geçmekteyim ama olsun. Fikirlerim var.

Onur Haftası olsun olmasın insanların LGBTİQ insanlara karşı önyargısını biliyoruz, görüyoruz, deneyimliyoruz. Kaçış yok(!) Sadece Onur Haftası'nda LGBTİQ olmadığımıza göre bu çok normal. Israrla "Sevginin, sevmenin kuralı kanunu olmaz, kimi istersek onu severiz ve nasıl istersek öyle severiz." diyoruz ama bir kısım insan "Ama bu normal değil." demeye devam ediyor.

Ben de önyargıları olan bir insanım ve böyle diyenleri çok da sevemiyorum. Olmuyor. Tercih değil yönelim. İçimden gelmiyor.

Ha, nedir? Benim çok da sevmemem kimseye bir zarar vermiyor. Kimseyi karşıma oturtup dediklerimi kabul etmeye zorlamıyorum. Çevremdeki insanların olabildiğince bana uygun olmasını tercih ediyorum. O kadar.

Beni, trans bireyleri, geyleri, interseksleri sevmeyen sevmesin. Mevzu kendini sevdirmek değil zaten bana göre. Mevzu insanlara sevmedikleri için engel olmaya hakları olmadığını fark ettirmek. Senin hoşuna gitmiyor diye ben kıvırcık saçlarımı neden düzleştireyim kardeşim? Senin kabullendiğin toplum kurallarına aykırı diye Ali Ahmet'i neden öpemesin İETT'de? Neden kapasın kendini evine? Sen nasıl kendinde bunu belirleme gücü buluyorsun?

Ben gidip Mehmet'e Zehra'yı değil Ayşe'yi sev diyebilir miyim? Ne münasebet! Sen neden Ali'ye gidip onu sevemezsin diyorsun? Hatta sevgisinde ısrarcı olan Ali'yi öldürüyorsun! Sen yapıyorsun bunu pek de sevmediğim homofobik arkadaşım. Ne oldu? Tayyibe oy verenlere kızıyordun Tayyibin yaptıklarını gördükçe. Ben de sana kızıyorum sen bu nefreti besliyorsun diye. Zoruna mı gidiyor?

Benim de zoruma gidiyor insanların insanları amına sikine göre değerlendirmekten bir türlü vazgeçmemesi ve bir yandan da yaldır yaldır ne olduğunu bilmediği modernite bayrağı sallaması. Çok zoruma gidiyor bu fikirsizlik, düşüncesizlik.

Mayıs 05, 2014

SÜREÇ

İkisi de öyle derin nefes alıyordu ki göğüsleri birbirine dokunuyordu her nefeste. Her dokunuşta daha derin nefes alıyorlardı. Vücutları o kadar yakındı ki birbirlerinin nefeslerini soluyorlardı. “Şimdi ne olacak?” diye fısıldadı Deniz. Bu bir soru mu yoksa şaşkınlık mı kendi de bilmiyordu. Görkem, Deniz’in saçlarını okşadı. Yüzünü avuçlarının içine aldı ve “Sadece sakin ol.” diye cevap verdi.

“Aslında,” dedi Deniz biraz geri çekilerek, “neden bu kadar gerildiğimi ben de bilmiyorum.” Arkasına yaslandığında herkesin onları izlediğini fark etti. Yaptığını iyiden iyiye garipsedi.
“Sadece alışık olmadığın bir durum. Seni anlıyorum.”
“Boşandıktan sonra daha korkak bir insan oldum.”
“Hep çok güzeldin.”

Deniz gülümseyerek sarıldı Görkem’e. Onun tenine daha da alışmıştı.
“Aslında sana nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum.” dedi utanarak.
“Sadece içinden geldiği gibi davran.”
“Uf! Bu insanlar hep böyle bize mi bakacak?”

Sandalyesine yaslandı Görkem. Belli ki Deniz’in baskı altında hissetmesini  istemiyordu. Birasından birkaç yudum aldı. Diğer masalarda oturup göz ucuyla onları izleyen insanlara öfkeyle baktı. Rahat yoktu bu dünyada!

“Ya bu geçici bir hisse?” diye sordu Deniz. Aslında geçici olup olmaması umrunda bile değildi. Yalnızca ellerini bağlayan korkusundan kurtulup rahatça dokunmak istiyordu Görkem’e.
“Geçici olsa bile şu an böyle hissediyorsun ve önemli olan da bu.” dedi Görkem. Her sözü nasıl da rahatlatıcıydı.
“Sen hiç benim gibi hissettin mi?” diye sordu bu kez Deniz.
“Tabi hissettim. Bunu yaşayan hemen herkes en başta böyle hisseder. Kendini suçlama.”
“Peki bunu insanlara nasıl söylerim?”
“Kimseye açıklama yapman gerekmiyor.”
“Bugün sabah uyandığımda aynaya baktım. Uzun uzun izledim kendimi. Aslında hiçbir fark yok. Ne gözlerim ne saçlarım değişmiş. Odama göz attım. Her şey yerli yerinde. Nasıl olabiliyor anlamıyorum.”
“Bambaşka bir insana dönüşmedin, Deniz,” dedi Görkem gülerek, “beni sevmek için değişmen gerekmiyor.”
“Ama 28 yaşıma kadar hiç böyle bir şey hissetmedim. Son bir haftada neler oluyor bana böyle?”
“Seni ilk gördüğüm anı dün gibi hatırlıyorum. Bu bardaydık. Yanında kocan vardı. Sen saçlarını parmağına dolayıp yavaşça geri çözerek onu dinliyordun. O da heyecanla bir şeyler anlatıyordu. ‘Ah!’ demiştim, ‘ne güzel kadın!’ Bütün gece seni izlemiştim. Sonra tuvalette karşılaştık. Ben gülümsedim. Sen de gözlerini kaçırarak gülümsedin. “
“Hatırlıyorum. Ne olmuş yani?”
“Yani, bunu sadece bir haftadır hissediyor olamazsın. O heyecanını hatırlıyor musun? Böyledir. Çünkü alışık olmadığın bir durum ve yok sayıyorsun. Hep bilirsin kendini ama hislerini yok sayarsın.”
“...”
“Susma, kızmıyorum sana. Böyle öğretmişler işte. İnsana sevmek için bile özgürlük vermiyorlar.”
“Yanında çok rahatım.” dedi Deniz ve yan masadaki adamın onları izlediğini fark etti. Gözlerini devirdi.

Deniz’in rahatsızlığını fark eden Görkem, “Biraz yürüyelim mi?” diye sordu.
“Olur.” diyerek toparlanmaya başladı Deniz.

Hesaplarını ödeyip çıktılar. Hava güzeldi. Dolunay sokağı aydınlatıyordu. Deniz içinde bulunduğu gelgitlerden çok sıkılmıştı. Seviyordu. Kocasını nasıl sevmişti? Görkem’e karşı sevgisi de öyle bir sevgiydi. Uzaydan gelmemişti ya! Bir yanı bu saçmalığı sürdürmemesini söylüyordu, diğer yanı Görkem’i delice öpmek istiyordu. Hiç konuşmadan öylece yürüdüler. Her adım biraz daha rahatlattı Deniz’i. Her adımda hissettiği baskıdan biraz daha uzaklaşıyordu sanki.  Bardaki insanlardan uzaklaştıkça kendine yaklaşıyordu. Görkem’in elini tuttu. El ele ve sessizce yürümeye devam ettiler.

Sonunda Deniz cesaretini toplayıp sessizliği bozdu.
“Bana gelmek ister misin?”


Mart 01, 2013

Pes

Bu seri işinden bişi çıkmayacak. Sürdürülecek işler benim için hala zor. Aklımda hop bir şey hop başka bir şey ama hep güzel şeyler.

En güzel şey de kuralsızlığım sanki. En çok bu yüzden seviyorum kendimi. Hiç kızmıyorum hikaye yazıcaktım hani, neden yazmadım diye. Yazasım gelmemiş, yeteneğim yokmuş. Ne yapalım? Aklım türlü yerlere kaymıştır. Olabilir.

Çok çabuk sevmiyor insanlar mesela. Sevecek çok şey var. Tamam kabul ediyorum sevmemek lazımmış gibi gözüken kızdığımız çok şey var. Benim de var. Sevmemek olmasa sevmek de olmaz zaten bi taraftan. Nefrete dönüştürmemek en güzeli. Yargılayıverip silmemek. Hayatından çıkarmak ne kolay. Ama her şeyin ayrı ayrı güzelliği. Tadına varmak gerek. Kıskançlıktan doğan kızgınlığın güzelliğiyle, eldeki soğan kokusunun güzelliğiyle, yağmurda donuna kadar ıslanmanın güzelliğiyle ne kıyaslanabilir ki? Her şey çok güzel ayrı ayrı. Bunları bağımlılığa ya da nefrete dönüştürmek her şeye zarar veren.

Yalnızca sevmeyi öğrenmek gerek. Cinsiyete, faydaya, uyuma, maddiyata, kabul edilirliğe, insanların fikirlerine aldırmadan sevmek en güzeli.

Sevince tüm insanlaaar bir başkaaa, durma dostuum sen de yeeerr ver aşşkaa...

Kendi kendimizi yormayalım insanlar, gülelim eğlenelim, ağlayalım tartışalım, sarhoş olalım, uyuyakalalım birbirimizin kucağında. Hayat o zaman güzel oluyor çünkü.

Bu da sanırım biraz bilinç akışı yazısı oldu. Hadi hayrını görün.