Mayıs 30, 2014

ESNAF LOKANTASI









Kadın kalabalık sokağın ortasında durmuş telefonunu kurcalıyor, gelip geçenlerin çarptığı çantası bir bacağına bir beline vuruyordu. Bıkkın bir ifadeyle telefonunu montunun cebine koydu. Kalabalık arasında yürümeye başladı. İnsanlara çarpa çarpa birkaç yüz metre ilerledi. Rastgele bir ara sokağa döndü ve rüzgardan dağılmış saçlarını kulaklarının ardına atmaya çalışarak bir esnaf lokantasına girdi. Yan yana dizilmiş yemekler arasından bir şeyler seçti. Tek başına büyükçe bir masaya oturdu. Masayı ortaladı. Tam ortaya koydu tepsisini. Eşyalarını iki yanına yerleştirdi. Pek aç değildi aslında ama telefonda haberleştiği ve gecikeceğini öğrendiği arkadaşını beklerken bir şeyler atıştırmaya karar vermişti sokağın kalabalığından kaçmak için. Teker teker baktı lokantadaki herkesin yüzüne. Dikkatle inceledi herkesi. Sanki birini arıyordu ve yüzündeki minicik bir detaydan tanıyacaktı aradığı kişiyi. Benim yüzüme de baktı. Göz göze geldiğimiz anda kaçırdım gözlerimi. İstemiyordum onu izlediğimi fark etmesini ama kesssin fark etmişti! Hay Allah! Bakışları yanımdaki masaya kayınca dayanamayıp izlemeye devam ettim. İnsanları dikizlerken bir yandan da yavaş yavaş yemeğini yiyordu. Garson yanaştı masasına. Bir şeyler sordu. Kadın cevap verdi. Ne konuştuklarını duyamadım ama ikisi de ayrık dişlerini göstererek gülüştüler. Çok geçmeden telefonu çalan kadın eşyalarını toplayıp çıktı lokantadan. Aniden boş kalan masasına bakakaldım. Daha yarım saat vaktim vardı bu esnaf lokantasında oyalanarak geçirmeyi planladığım. Yemeğimi kaşıklamaya devam ederken gözüm kapıdan yeni giren müşteriye takıldı. 70’lerinde, şaşırılacak kadar güleç bir adamdı. Çalışanlara teker teker selam verdi. Gülümsedikçe minicik kalmış dişlerinden ve çıkık elmacık kemiklerinden gözünü alamıyordu insan. Adam, lokanta boyunca ilerledi. Sırtında kendine birkaç beden büyük gelen deri bir mont vardı. Ayaklarında kendine biraz büyük gelen kunduraları, elinde tepsisi bu geniş esnaf lokantasında ilerledi. Tepsisinde bir kase çorbası, bir sürü ekmeği ve yüzünde gülüşüyle televizyonu görebileceği şekilde  kadın kalkınca boşalan masaya oturdu. Dişsiz sayılabilecek minik ağzıyla çorbaya bandığı ekmeği yemeye koyulurken benim telefonum çaldı. Arkadaşım tahmin ettiğinden erken geldiğini haber verdi. Ben de toparlanıp kalktım hemen oturduğum yerden ve tıklım tıkış sokakta ilerlemeye çalışan belki binlerce insanın arasına attım kendimi.

1 yorum:

akcay dedi ki...

Sonra senin kalktığın masaya genç bir adam oturdu ve etrafı izlemeye başladı...